alev's profiledokunma cııssssPhotosBlogListsMore Tools Help

alev er

Occupation
Location
Interests
yokkk
No list items have been added yet.

dokunma cııssss

hayat güzel....ben kendimi bildim bileli....
September 07

aşka mektup

Biliyorum konuşacak birşeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum,
seninle konuşuyorum... Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım,
sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum... Cümlelerimi kısalttım,
kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda...

Bir ihtimal gelişine sığındığımı farkettiysem de, engel olamadım gurursuz
ama umutlu hasretine... Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum,
imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor... Bir çocuk gibi
isteklerimi bastıramıyorum... Çalmayan telefonuma elim gidiyor,
sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum... Bende olan seni,
hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin
nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum...

İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum!
Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı...
Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım
anılarım dışında... Isınabilmek için onlara sarılıyorum...
Anlamsız ve cevapsız sorular hıhzırca sırıtıyor, ben görmemeye
çalışıyorum... Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı...
Belki de görmeyi istemek gerekiyordu... Gözlerini aç desem kapatacaksın
ama kapatma gözlerini! Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım
falıma... Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş
itiraf etti sonunda... Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil...
Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı,
kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini,
sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi,
dokunacaktım, sarılacaktım. Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de
hiç niyetin yoktu aslında... Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum...

Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi
ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş
gibi geliyor... Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana...
Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde,
gecede, uykumda... Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi...
Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda degilsin ki?
Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana...
Gittin! Belki de hiç gelmemiştin ben, geldiğini sandım... Ayak uyduramadım
yorgunluğuna... Dudaklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım...

Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın;
dokunuşlarında kendini bulan... Ama! En çok da imkânsızın oldum...
Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, Yenemediğin,
üzerinden atlayamadığın korkuların oldum... Ağladığın, bağırdığın ya da
sustuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldum...
Yüreğindeki kadın ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak olan
bir anı oldum... Haketmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken
belki de hiçbir şeyin oldum... Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum?
Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim...
Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim?

Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda sadece bir mevsim yaşanan
ama bir ömür gibi gelen aşk... Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini,
öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum... Seni halen
benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum...
Gittin! Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların
sonunda olması acıtıyor içimi... Suskunluğun en büyük silahındı,
suskunluğunla vurdun beni asıl acı olan, canımı acıtan unutulmak...

Söylesene unutulmak kime yakışıyor?
Unutan sen olsan da sana bile yakışmıyor ...

Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak
sende daha güzel duruyor... Görüyorsun işte, aşk'a ve sana ihanet etmiyorum
benim kırgınlığım aşk'a... Sen üstüne alındın...

 
September 05

hayat güzel

özler oldum artık yüzünü. izmir'den gitti gideli göremez oldum eskisi gibi. işte böyle arada sıkılıp da çıkınca saklandığın yerden nasıl da mutlu oluyorum.. diğer günlerde tükenen enerjimi, topluyorum yavaşça. ertesi günü düşünmeden, hatta birkaç saat sonrasını düşünmeden koşuyorum ordan oraya. soyunuyorum. üzerimdeki ağırlıklardan kurtuluyorum. blogumuza yazı bile yazıyorum. kötüymüş sınavım, düşünmüyorum bile. banane. hayat güzel, hava güzel.. hani bir reklam vardı, yine izmir'de: şehir güzel, kızlar güzel, cantlar neden güzel olmasın diye.. ne gülmüştük. şehir güzel değil burda. kızlar.. idare. cantlar? işte bu zor soru, ne bileyim ben. pistir heralde, onu çağrıştırdı. ama kampüs güzel. ankara'nın en güzel yeri.. işte sen gelince her yer daha da güzel. güneş.. dün öyle kötüydü ki pencereden dışarısı. ölü gibi.. ruhsuz, donuk. telafi ettin bugün, yarın da ben yokum zaten. yolcu abbas misali, yoldayız geceden.. çarşamba sabahı kavuşuyorum izmirime. nasıl da özledim yine. nasıl da özlermiş insan ait olduğu yeri, azcık bile olsa ayrı kalınca.. nasıl da bilirmiş anında nereye ait olduğunu. nasıl da akıtırmış gözyaşlarını içine. dışarı aksın istemezmiş ankarada. aksa sis olarak geri dönmeyecek mi? sisi napıyım ki ben?! sevmiyorum şehir seni. alışırım belki ama daha değil. hala izmir çocuğuyum ben, deniz çocuğu. egeli. sıcak. samimi.. kaba, kızarmış balık kokulu değil. taze balık kokan yerlerden geldim ben. yosun kokardı yürüdüğüm sokaklar. rüzgar eserdi, içim ısınırdı. acımazdı yüzüm. uyuşmazdı parmaklarım. gece olduğunda odamda olurdum. loş ışığımı açar, o sıcak renkler içinde yalnızlığımı yaşardım, izmir'de. ankara kalabalık. kampüs de. odam da. yalnızlık çekmiş kapıyı gtmiş gibi.. ne sevinmesi, özlüyorum onu da. küstürdüm buraya gelerek biliyorum. kendimi bildim bileli bırakmamıştı beni oysaki. yalnızdım, memnundum. ne çok yazardım eskiden.. artık yok. ilham perim de yok, işte az önce de dedim ya, yalnızlığım da.. yalnızlığım.. ilham perim. ne güzel uyuştular. az kaldı.. otobüs ilerlerken izmir'e doğru bana ait tüm parçalarımı üzerime toplayacağım tekrar. birer birer.. bütünleşeceğim o zaman. sadece bir parçam olmayacak.. terkedeli çok olmamasına rağmen, dönmeyecek. ağlamıyorum ama artık onun için. içim acıyo, özlüyorum, ama ağlamıyorum. giden o olmasına rağmen üzülmemi istemeyeceğini biliyorum çünkü. ağlamayacağım. hayata bırakacağım onun yerine kendimi. hayat okşayacak saçlarımdan. belki bi el.. ama unutmayacağım. asla unutmayacağım benim 'ben' olduğum günlerimi.. bundan sonrası rüzgara kalmış.. nereye savurursa.. hazırım ben savrulmaya. çok düşünüp kafa patlatmak yok. yıpratmak yok artık kendini. kimse yıpratmasın. sokmuşum hayata, sana bi'şey olmasın. ge' gocuman sen. basayım bağrıma.


güneş..

nasıl da güzel parlıyor ortalık..

                                                                                     

Filistinli çocuğun mektubu

                  FİLİSTİNLİ ÇOCUĞUN MEKTUBU
 
 
 
Annemle ikimiz kaldığımızdan beri annem benimle çok ilgileniyor, yanından ayırmak istemiyor, Hanzalam deyip, durup durup tekrar sarılıyor. Komşu teyzelerle konuşurken duydum, 'o benim son parçam, gencecik fidanım; ona da birşey olursa ben yaşayamam' diyordu.

Bizim burda gökyüzü, ben kendimi bildim bileli, simsiyah ve yanık yanık kokuyor. Ne vakit 'anne neden böyle desem' sis, duman, iklim kötü' diyordu. Ha son dönemde sıkça 'boom boom' diye sesler duyuyordum, o sesler ne zaman ortaya çıksa annem telaşla 'Hanzalam Hanzalam' diye sürünerek yanıma gelir, kulaklarımı kapar, üzerime kapanır, adeta üstüme etten duvar örerdi. Ben 'anne ne oluyor? ' desem, 'gökgürültüsü oğlum şimdi geçer' diyordu. Bu masala ilk zamanlar çok inanmıştım… ama artık gerçekleri biliyorum. Mahmut israil sınırına gitmiş geçen ay dedesiyle; israil semaları masmaviymiş, hiç gökgürültüsü de yokmuş

Anne 'ben oynamaya gidiyorum' dediğimde, 'sen büyüdükçe daha çok oynamaya başladın' diyor. Hafifçe kızdığını farkediyorum, öpüyorum esmer yanaklarından ve koşuyorum kaderime. Annem bilmiyor ki; ben abim Abdullah’ın sapanını tavanda bulduğumdan beri, arkadaşlarla toplanıp 'şeytan taşlama'ya gidiyorum. Annem beni top peşinde koşuyor sanıyor; nerden bilecek ki tek kale maç yapacak kadar bile arkadaşım kalmadı! ..

Mahalle maçları yapardık eskiden, şimdi mahalle mi kaldı ki mahalle maçı yapalım.Şu diğer adı enkaz olan Filistin’de kaç çocuğun birinci adı şehit oldu biliyor musun; Şehit Mahmut, Şehit Vaad, Şehit Yasin, Şehit Raşid, Şehit Hanzala, Şehit Hanzala, Şehit Hanzala...

Bundan sonrasını anneme okur musunuz? Malum o okuyamaz:


Annecim hakkını helal et… yüzbinlerce mazlum çocuk gibi, ben de böyle olmasını istemezdim… sana söyleyecektim, erken iyileşir diye bekledim… hemen geçer diye geciktim ama geçmedi… geçen gün şeytan taşlarken misket bombası attılar üzerimize... beni bir kurşun sıyırdı geçti, çok kanım aktı, eve zor attım kendimi… hani üşüyordum ya kaç gecedir; kansızlıktandı sanırım. En yakın hastane kaç şehir ötede anne… hastaneler mücahit abilerle dolu, hem seni perişan etmek istemedim, geçer dedim geçmedi anne.

Hep sabaha karşı abilerimi rüyamda görüyorum, bir gülümsüyorlar ki sorma 'gel, gel' diyorlar… koşuyorum onlara doğru, altlarından ırmaklar akan yemyeşil çimenlerle örülüyor her yanım… sen de yanımda ol istiyorum; anne anne anne diye seni çağırırken, sen sesime uyanıp kaldırıyorsun beni o en güzel rüyadan.

Anneciğim benim vaktim azaldı… sana bir kaç vasiyetim olacak. Geçen arkadaşların ailesi yemiş zehirlenmişler. Komşulara okut, üzerinde 'U.N.' yazan hiç bir paketten bişey yeme… ben sana bir süre yetecek 'İ.H.H' yazan gıdalardan bıraktım; onlardan ye olur mu? Anne; içinde mücadele ve dua ayetlerini bol okuduğum Kelamullah'ı, Kur'an'a yeni geçen İbrahim'e verir misin? Ayakkabılarım Halil’inkinden sağlam… onun ikisi de yırtık, benim teki yırtık, az yama yaparlar… o yahudi askerlerinden kaçamıyor; ayakkabılarımı halil'e ver olur mu? Beyaz kedim bulut'u benim yerime 'gökgürültüleri'nden sakla olur mu? Ona etten duvar ör…ha kulaklarını tıkamayı da unutma

Abdullah abimin sapanını yastığımın altına bırakıyorum… ola ki israil askerleri eve kadar gelir, onlara atarsın… taş ta var ocağın orda, kendi ellerimle sectim… onları kullan; iyi kavis alır onlar. Arkamdan ağlama desem de bilirim içten içe ağlarsın… hemde dört farklı şekilde ağlarsın… benim 'ağlama anam' dediğim aklına gelir; döner birde bunun için ağlarsın… ağla anam, gökyümüz açılmıyor madem, için açılsın be anam ağla doyasıya...

Gülümsememek elde değil; benim neyim var ki vasiyet yazdım… aaa unutmadan; çamurdan uçağımı yeni doğan amcaoğlum 'Umut'a verirsin… onun masmavi gözleri gökyüzüne daha çok benziyor.

Sen hep derdinya Allah iyileri erken alırmış yanına.
Arasıra 'yaramazım' diye okşardınya beni; iyiliğime şahit olur musun anne?
Çocuklar günahsız olurmuş ama,
acılar beni çok büyüttü.
İçim dağ gibi anne,
içim dağ gibi anne,

Atamayacağım taşlar için, Filistin halkından ve Kudüs davasından affımı dilerim… 


 
 
There are no photo albums.
No list items have been added yet.